‘Ülkücüler 90’lı yıllarda çok sayıda eylem yaptı’
Ülkücüler 12 Eylül davasında “Diktatörü Gördüm, İşkenceyi Yaşadım” adlı kitabı dağıtacak.
Kitapta ülkücülerin 90’larda Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda eğitildiği ve devlet tarafından kullanıldığı iddiaları yer alıyor
BBP Genel Başkan Yardımcısı Remzi Çayır başkanlığında kurulan 12 Eylül Mağduru Ülkücüleri Komisyonu’nun, “Diktatörü Gördüm, İşkenceyi Yaşadım- Darbeler Özgürlüğün Kurdudur” adıyla hazırladığı kitapta çarpıcı iddialara yer verdi. Darbe lideri Kenan Evren ve Konsey Üyesi Tahsin Şahinkaya’nın yargılandıkları davanın ikinci duruşması olan 11 Mayıs’ta basına, mahkeme üyelerine ve savcılara dağıtılacak kitapta, Mamak Cezaevi’nde yapılan insanlık dışı muamele ve işkence anlatılıyor.
Görevi Üruğ verdi
“Diktatörü Gördüm, İşkenceyi Yaşadım- Darbeler Özgürlüğün Kurdudur” adlı kitabın kapak tasarımı Nail Alagözoğlu, baskısı ise Gözde Matbaası tarafından yapıldı. Kitaptan çarpıcı bölümler şöyle:
- Devlet, ülkücülerin babasıydı. Canı istediğinde seviyor, canı istediğinde dövüyor, süründürüyor, hatta asıyordu. Her ne kadar cezaevindeki ülkücüler devleti çoktan babalık kaydından düşürseler de o kendilerinden bir türlü vazgeçmiyordu.
- Fransa’da yaşayan Abdullah Çatlı ile bağlantı kuruluyor, ASALA’nın militanları yerine finans kaynakları ve özellikle de ideologlarının infazı konusunda yardım isteniyordu. Abdullah Çatlı, idamlık ülkücüleri ve özellikle de 7 TİP’li cinayetinden hüküm giyen Haluk Kırcı ve Ercüment Gedikli’nin de aralarında bulunduğu isimleri kurtarmak için devletle pazarlığa oturuyor, ASALA’ya karşı eyleme geçiyordu. Çatlı’nın dolaylı olarak pazarlık masasına oturduğunu isim dönemin 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ oluyordu. Üruğ Çatlı’nın aracılarla gönderdiği istekleri kabul ediyordu. Tabii ki Üruğ-Çatlı dolayı pazarlığını darbe lideri Kenan Evren de dakika dakika izliyor, her gelişme hakkında anında bilgi alıyordu.
- Devletin yetimleri ülkücüler PKK terörü ile birlikte yeniden anımsanıyordu. Yine Abdullah Çatlı, yurtdışından Türkiye’ye getiriliyor ve kendisinden ülkücülerden eli silah tutanlardan bir ekip oluşturulması isteniyordu.
- Elbetteki bu görmüş geçirmişlikte sıkı pazarlığı da öğrenmişti devletle. Ve gözünü özelleştirme aşamasında olan Mersin limanına dikmişti. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, PKK’yı ne pahasına olursa olsun bitirmeyi kafasına koymuş, devletin legal illegal oluşumlarını örgüte karşı seferber etmişti. İşte Çatlı da o illegal yapılarda en önemli isim olarak adını duyuruyordu. Çatlı, aracılarla yine pazarlık masasına oturuyordu. Masanın karşı tarafında dönemin Başbakanı Tansu Çiller vardı. Çiller, bu isteğe sıcak yaklaşıyor, limanın Çatlı’ya verilmesini destekliyordu. Ancak bu istek bilinmeyen bir nedenle yerine getirilemiyordu.
- 1991 yılı hem devlet hem de ülkücüler için önemliydi. 330 ülkücü uzun yıllar sonra cezaevinden tahliye oluyor, bir anda işsiz güçsüz kalıyorlardı. Devlet yine ülkücülere davette bulunuyor, PKK’ya karşı silah başına çağrılıyorlardı. Çoğunluk daveti reddediyor, Çatlı’nın liderliğinde toplanan küçük bir grup PKK’ya karşı silaha sarılıyorlardı. Ama bir farkla; artık devletin yetimi olmaktan çıkıp, öz evladı olmak istiyorlardı. Abdullah Çatlı, pazarlığı sıkı tutuyor, PKK ile mücadele edecek isimlere önce yeni kimlikler verilmesini istiyordu. Devlet bu isteği ikiletmiyor, hemen yerine getiriyordu.
- Anlaşma gereği ülkücüler yeni isimleri ve tertemiz sicilleriyle kadroya geçiyorlardı. Ve kendilerine devletten hem maaş hem de beylik silahı veriliyorlardı. Silah kullanmayı iyi bilseler de ülkücüler yeniden eğitime alınıyorlardı. Bu kez eğitim adresi Ankara Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı oluyordu. Hızlandırılmış, eğitimden geçirilen ülkücüler burada, kısa ve uzun namlulu, otomatik ve yarı otomatik silahları tanıyıp kullanıyorlardı. İzleme, takip ve patlayıcı ve tuzaklı bomba konuları da ülkücülerin yeni uzmanlık alanı oluyordu. Eğitimlerini tamamlayan ülkücüler sokaklara çıkıyor özellikle de İstanbul’da terör örgütü PKK’nın destekçi ve finans kaynaklarına karşı eylemler yapıyorlardı. Bu eylemlerden sadece yurt içi ile sınırlı kalmıyor, PKK terör örgütünün örgütlü olduğu batı ülkeleri ve Rusya’da da silah kullanmaktan çekinmiyorlardı.